Kadınlar günü dolayısıyla basın açıklamaları gelmeye başladı. Biçilmiş rollere isyanla başlayan açıklamalara, en çok da “ataerkil sisteme kurban olmayalım” açıklamalarına hiç katılmadığımı söylemeliyim.

Biçilmiş rollere uymayın/uymayalım diyorlar ya, ben bu rolü seviyorsam ne yapacağız?

Bazılarının iddia ettiği gibi, “kız isek elimize bebek oyuncağı veriliyor, erkek ise araba, top, silah. Dolayısıyla biz öğretilmiş becerileri içselleştiriyoruz” lafları hava cıva. Kızların ve erkeklerin DNA’ları belirliyor toplumdaki rollerini.

Kızlar ev işlerine meraklı oluyor, erkekler dışarıdaki işlere. İlkel toplumlardan beri avlanma işi hep erkeklerin.

Bir de ataerkilliğe çalım olayı var ki, ona tümden karşıyım. Babalarımızın gelme saatini iple çeken ve ailecek sofraya oturmanın, karın doyurmaktan çok öte anlamlar içerdiğini bilen biri olarak, babamın sert bakışından hiç mi hiç gocunmadım.

Annemin de, babam geleceği vakit sofrayı hazır etme telaşından hiç şikayetçi olduğunu duymadım.

Babamın otoritesi bizi mutsuz etmedi, aksine evde herkesin birbirine saygılı davranması sonucunu getirdi.

Klasik aileydik; Babam para kazandı, annem müthiş ev ekonomisiyle o parayı idare etti, yemeğimizi hazırladı, çamaşırımızı, bulaşığımızı yıkadı, babam gelmeden sofrasını hazırladı, uyanmadan çayını demledi.

Biz, babam gelmeden sofraya oturamadık hiç. Aç olsak da bekledik, birlikte yedik yemeğimizi.

Herkes görevini bildi, hırgür yaşanmadı.

 Sinir olduğum bir başka slogan;“Kadına şiddete hayır!” Hani şimdilerde motto olan…

Tamam kadına şiddete hayır da “erkeğe şiddete evet” mi? Erkeğe fiziki/ruhsal şiddet uygulayan kişilerin varlığına şahit olan ben, bu sloganın tüm canlıları kapsayacak şekilde “şiddete hayır” olarak kullanılması taraftarıyım. Ne kadın erkeğe, ne de erkek kadına zulmetsin.

***

Sözün özü, kadının da iyisi var erkeğin de… Kadının da kötüsü var, erkeğin de. O yüzden iki cinsi kesin çizgilerle ayırmak yerine, bırakın herkes evinde nasıl mutlu oluyorsa öyle yaşasın. Kadınların aklına “sen değerlisin, sen teksin, erkeğin işini yapmak zorunda değilsin”le başlayıp, “kahrolsun erkekler” algısına kadar uzanan fitneler manzumesini sokmak yerine, hayatını güzelleştirecek, yuvasında mutlu olmasını sağlayacak tüyolar verin. Emin olun toplumsal açıdan daha mutlu kadınlar yaratacak, mutlu yuvalarda, mutlu çocuklar yetiştireceksiniz.

Ha bir de, kültür kültür diyorsunuz ya; Ailenin bir sofrada oturmasının en şikar kültür aktarımı olduğunu unutmayın. Öyle baklavalı- börekli bir sofra hazırlamanıza gerek yok. Bir bulgur pilavı da yapsanız aynı masa etrafında yiyin. Bırakın evde liderlik kavgasını, yardımlaşarak birbirinizi mutlu etmeye bakın.

Dayak yiyen, eziyet edilen, çocuklarını büyütmek için çöpten yiyecek toplayan, köle gibi çalışan kadınlar yok mu, var. Ama lütfen kadın olarak yaşanacak en şanslı bir coğrafyada yaşadığınızın farkına varın da, o çaylı, sazlı, sözlü toplantılarda, göbek ve nutuk atmak yerine dünyadaki çaresiz hemcinslerinizin hayatına dokunun.