İnanılmayacak kadar kötü bir dönemden geçtiğimizi söylediğimizde, buna karşı çıkanlar var...
   Özellikle de bizi, Suriye, Pakistan, Mısır, İran gibi ülkelerle karşılaştıranlar veya mevcut düzenden pay koparanlar ‘kötülükten’ söz edilmesini sevmiyorlar...
   Halbuki ‘kötülükleri’ sadece ekonomik kriz anlamında değerlendirmemek gerekiyor...
   Ya da bir ülkenin ‘iyi olması’ ve insanların o ülkede mutlu yaşam sürmesi için araç sayısının fazlalığı yeterli değildir...
   Cep telofunu kullanımında rekor kırılması da ölçü değildir...
   Bir ülkenin iyi olması için, her alanda sağlıklı bir sisteme sahip olması gerekir...
   Ulaşımda, haberleşmede, tarımda, sanayide, sağlıkta, ticaret ve turizmde, eğitimde, sporda, kültürde, trafikte, ne yaptığını ve ne yapmak istediğini bilmesi gerekir...
   Bir yol haritası olmalıdır...
   İyiyi nasıl daha iyi yapacağını gösteren bir harita...
   Bizde böyle birşey yok......
   İyiyi, kötüye çevirme becerisi var da, kötüden, iyiye geçiş göremiyoruz...
   Hiç kimse kızmasın ve alınmasın...
   Bu ülkede yıllar önce belediye hizmetleri çok daha iyiydi...
   Hele başkent Lefkoşa’da...
   Çöpler hiçbir zaman yol ortasında bırakılmadı...
   İnşaat atıkları, birilerinin uyarmasına gerek kalmadan, ilgili şahıs veya firma tarafından kaldırılırdı...
   Çeşmelerden içilebilir su akardı...
   Özellikle ana yollarda sık sık trafik kontrolleri yapılır, araçların sadece ruhsat ve sigortası değil, farları, frenleri ve lastikleri de kontrol edilirdi...
   Polisler kibarca “Frene basar mısınız” derdi ve şoför frene bastığı zaman arka ışıklar yanmıyorsa ceza yazılırdı...
   Sağ ve sol trafik sinyalleri, ön ve arka farlar, el freni kontrol edilir, her şey tamam olduğu takdirde şoför yoluna devam edebilirdi...
   Geceleri polis devriyeleri vardı...
   Tüm sokaklar yaya polisler tarafından gezilir, görev tamamlandığı zaman karakola gidilir ve rapor düzenlenirdi...
   Böylece insanlar rahat ve huzur içinde uyurdu...
   Açık pencereden giren olmazdı...
   “Efendim dünya değişti, güneyde nelerin yaşandığını görmüyor musunuz?” diyenler ve bu saydıklarımızı ‘geçersiz’ bulanlar çıkabilir...
   Güneyde yaklaşık 850 bin yerli nüfus ve 200 binden fazla yabancı vardır...
   Güneyin bir yılda ağırladığı yabancı turist sayısı, 2011 yılı istatistiklerine göre 2 milyon 392 bindir...
   Nüfusun artmasıyla birlikte adli suçlarda artışların yaşanmasını doğal karşılayanlar olmakla birlikte, yerli halk bu durumdan rahatsızdır...
   Şiddet olaylarını bir kenara bırakalım...
   Arka kapağı olmayan kamyonların kum, çakıl, demir, odun taşımasına ne demeli?..
   Bu tür tehlikeli olaylardan hiç kimse rahatsızlık duymuyor mu?..
   Münhalsiz personel alımları?..
   Ve bu durumdan istifade edebilmek için parti bütünleşmeleri...
   Bunlar da mı rahatsız etmiyor?..
   Kuzey Kıbrıs, kalp ve kanser hastalıklarında ‘dünyanın ilk 5 ülkesinden’ biridir...
   Böylesi bir durumda ne yapılır?..
   Çevre temizliğine daha çok önem verilmez mi?..
   Sigara tüketimini azaltmak için ciddi önlemler alınmaz mı?..
   Gıda kontrolleri artırılmaz mı?..
   Yeşil parklar, yürüyüş alanları yapılmaz mı?..
   Elbette yapılması gereken bunlardır...
   Ne var ki; birkaç yıl önce ‘kapalı alanlarda sigara içilmesini’ yasaklayan bir uygulamaya gidildi...
   Önce Türkiye’de, sonra KKTC’de...
   Türkiye bu kuralı uyguluyor...
   Hatta yeni bir kararla kapalı alanlarda nargile içilmesi de yasaklandı...
   Peki bizde?..
   Devlet otoritesinin etkisizleşmesi ve denetimlerin tamamen durması nedeniyle hemen tüm kapalı alanlarda eskiden olduğu gibi sigara içilebiliyor...
   Sigara kullanmayan insanlar böylesi yerlerde pasif içici durumuna geçiyor ve her türlü sağlık riskiyle karşı karşıya kalıyor...
   Üç, beş yaşındaki çocuğuyla birlikte hafta sonu lokantaya giden anne ve babalar da böylesi durumlarda tepkisiz kalınca, sigara içenler de, içirenler de cesaretleniyor...
   Soğuk gecelerde havalandırması olmayan bir lokanta düşünün...
   Pencereler açılsa soğuktan donarsınız...
   Kapalı kalınca sigaradan boğulursunuz...
   Bu kadar basit bir olayı çözmek için de mi ‘protokol’ istiyorlar anlamakta gerçekten zorlanıyorum...
   Bari bir işi de kendimiz becerelim...

(Kıbrıs gazetesinden alınmıştır)