Bu benim Eurovizyon sitesindeki ikinci yazım… Almanya’daki siyasi gündem sıcaktı… Sıcağı sıcağına hemen değerlendirme düşüncesi “Merhaba” demeye fırsat vermedi. Belki de iyi oldu.  Böylece ilk yazı zahmetinden kurtuldum diyelim artık…


Yıllardır çok çeşitli yerlerde yazdım. Yazmaya da devam ediyorum. Şimdi buradaki dostların arasında yeni bir yerdeyim. Yeni bir yerde ilk yazı daima zordur çünkü nasıl başlayacağınızı pek bilemezsiniz. Aklınızda belki de çok şey vardır ama konuya nereden gireceğinize, başlayacağınıza karar vermeniz hiç de kolay değildir.


Dostum Mustafa Köker’in yayın yönetmeni olduğu Eurovizyon sitesinin bulunduğu Londra’ya epeydir uğrayamadım. İlk kez ne zaman gittiğimi hatırlamıyorum. Aradan uzun yıllar geçti… Dolayısıyla Londra’yla ilk karşılaştığım zamanki duygularımı anlatmak zor…


Ama Cumhuriyet dönemi yazarlarından ve İmparatorluğun yıkılışını anlatan muhteşem  “Zeytindağı” nın yazarı Falih Rıfkı Atay, 1934’de yazdığı “Taymis Kıyıları” isimli kitabında Londra’daki ilk izlenimlerini  bakın nasıl anlatıyor.


“Nihayet Londra... Küçük evlerden, bahçelerden, yamaçlardan başlayarak, kendini alıştıra alıştıra, bir dev gibi Londra geldi. 70 mil rıhtımlı, 14 köprülü, 6 tünelli Taymis siyah suları üstünden, siyah asfalt caddeye atlayarak otele gidiyoruz” şeklinde aktarır.


Taymis Kıyıları yazarın en çok beğendiği yerdir. Ona göre, Taymis Kıyıları’na uğramadan İngiliz hayatından tat almak pek mümkün değildir. Hatta bizim Manavgat şelalesiyle Taymis Kıyıları arasında benzerlik kurar.

 

Benim de hayal meyal hatırladığım kadarıyla şehre giderken ilk dikkatimi çekenler cephesi dar uzun evler olmuştu galiba… Türkiye’de ve Almanya’da gözümüz geniş cepheli, bol pencereli evlere alışmıştı…

 

Daha sonra bir ara kütüphanemdeki kitapları karıştırırken Alman şair Heinrich Heine’nin kitabı elime geçti. Heine’nin mektupları…

 

Büyük Alman şairi Londra’ya ilk ayak bastığında evleri görünce şaşırıp karısına yazdığı mektupta şöyle anlatıyor: "Ben Londra'da kocaman saraylar beklerken, bir sürü küçücük evden başka bir şey göremedim. Ama bunların hepsinin birbirine benzemesi ve sayılarının fazlalığı insan üzerinde muazzam bir etki bırakıyor. Hepsi aynı mimari tarzda inşa edilmiş. Bunlar öylesine yan yana dizilmişler ki, sokaklar uçsuz bucaksız iki binadan oluşan kışlaya benziyorlar. Bunun da nedeni şundan kaynaklanmakta: Her İngiliz ailesi sadece iki kişiden oluşsa bile müstakil evde, kendi kalesinde oturmak istiyor..."

 

Heine, Londra’ya gelen başka yabancıların dikkatini bu evlerin niye çekmediğini de şöyle açıklıyor; “Bu caddelerde, evlerin Londra'ya özgü tekdüzeliği pek göze batmaz, çünkü yabancıların gözü devamlı olarak mağazaların vitrinlerinde sergilenen yeni ve güzel malları seyretmekle meşguldür. İnsanı bu kadar etkileyen sadece bu malların kendisi değil, İngilizlerin imal ettikleri her şeyi mükemmel biçimde piyasaya sürmeleri, her lüks malı, her fitilli lambayı, her çizmeyi, her çaydanlığı ve kadın giysisini öylesine davetkar yapmalarından başka bir de bunları sergileme sanatı, renklerdeki zıtlıklar, çeşitlilik, İngiliz mağazalarına kendine özgü bir cazibe katmakta...

 

Heine'nin Londra'ya Nisan-Mayıs 1827’de gelir.


Londra İzlenimleri isimli yazısının hemen başında "Londra'ya sakın bir şair göndermeyin!" diye yazar.


Heine Londra’da itişip kakışarak akıp giden bir insan seli"ni gördüğünü, bunun da bir şair için hiç de uygun bir manzara olmadığını yazar. “Bu duruma olsa olsa bir filozof tahammül edebilir, ancak bir filozof bu kargaşayı açıklayabilir..” der.


İşte yaklaşık 180 yıl önce Heine’nin gözünden Londra…
Charles Dickens, bugün artık bir dünya klasiği haline gelmiş olan romanı İki Şehrin Hikayesi'nde Fransız İhtilali yıllarındaki Londra ve Paris'i anlatır. Bir de Namık Kemal’in peri masalını Londra’sı vardır… Bunların her biri belki de birer yazı konusu olabilir…


Nobel ödüllü İngiliz tiyatro yazarı Harold Pinter, “Oyunların büyük çoğunluğun çıkış noktası bir cümle, bir sözcük veya bir resimdir” der… Ben de “Merhaba” sözcüğünden yola çıkıp aklıma gelenleri yazdım. Her zaman siyaset yazmak ne kadar doğru bilmiyorum ama  zaten yaşam ve siyaset  iç içe geçip birbirine tamamlıyor…


Bundan sonra izlenim, tecrübe ve bilgelerimi sizinle bu sitede de paylaşacağım ve hepinizin keyif alacağı ve keyif almanın yanı sıra yararlanacağı yazılarımla ilginize layık olacağım.