Ertuğrul Özkök'ün senfonik seçkilerine kulak vermek için astral bir deneyime hazır hissetmelisiniz.


Hazzın serhat boylarında destursuz dolaşan bir hedonist, zevkler mabedinde başıboş rakseden malayani bir mistik, kendi kendine tapınan bir egoist, tek kişilik dünyevi bir tarikatın hem yoldan çıkmış mürşit-i ekberi hem şeyhini kaybetmiş serseri müridi son ayinine davet ediyor bizi.

Ertuğrul Özkök, haletiruhiyesini çırılçıplak soyup meraklı ahalinin önüne atıyor. Bu teşhir ayinini, üst balkondan temaşaya çıkıyor kendisi de.

Onun cezbeli hallerine hayalen eşlik etmek, bir çöl serabını baştan başa kat etmek gibi.
‘Arta Kalan Zamanda’ albümünün ikincisi yolda. Mayıs sonu, müzik marketlerde yerini almış olacak.
İlkini 4 yıl önce yapmıştı. Hayatında hatırı sayılır tesirleri olan Batı müziği klasiklerinden bir seçki sunmuştu. Aralara serpiştirdiği şiirsel anlatıma, Kenan Işık’ın dokunaklı sesi ruh veriyordu.

Özkök, duygusal macerasına dair kısa hikâyelerle tütsülemiş yine şarkıları. Manzuma yakın bu düzyazı takdimler, buğusunu, Selçuk Yöntem’in efsunlu nefesinden alıyor bu kez. 


Tersine bir göç


Ruhunun karanlık mahzenlerine doğru bir keşif seferine çıkıyor Özkök. Tersine bir göç bu, aslına rücu.
Meşakkatli bir yolculuk ama yorgunluğuna değecek sürprizleri var içinde.
Albümün baskıya hazır bir kopyasını el altından temin edip Zara’yla birlikte dinledik.
İlk albümde, aryalara karışan o seyahat notları, tahripkâr bir çığlık gibi gelmişti.

Himalayalar’ın sarp yamaçlarına otağ kurmuş, İndüs medeniyetini istilaya hazırlanan Aryan beylerini düşündürmüştü bana.
Gecenin zifiri karanlığına saklanan vahşi ve ıssız bir tabiatın kucağında, korkudan ıslık çalmaya bile mecali kalmamış ulu beylerin huşu içindeki ürperişlerini tahayyül etmiştim.
Sert esmişti rüzgârı.

Fark ettim ki her tahrike kapılmış bir müteharrik, kışkırtmalara teklifsiz gelen bir provokatör var karşımda. 


Seyyahın yalnızlığı


Bu seferki o kadar yıkıcı değil. Nispeten daha mülayim, daha munis bir sesleniş.
Dağdağalı bir ruhun sükûnet çağrısı.

Menzile asla varamayacağını nihayet idrak etmiş bir seyyahın tek kişilik mahpesinden yalnızlık nağmeleri yükseliyor.
Sonsuz bir hicretin o diyardan bu diyara sürülmüş tatminsiz muhacirinden melankoli kıssaları dinletiyor size.
Hangi hülyanın peşinden koştuysa ona ölümüne inanmış bir adam. Hayalleri, hayal kırıklıklarından hep bir beden daha büyük olmuş.
Kuvveden fiile geçememiş bir Cengiz Han.

Fırsatını bulsa taş üstünde taş bırakmayacak bir hayat enerjisinin, her an infilak etmeye hazır bir libidonun patlamaları sızıyor şarkıların arasına.

Hint tanrılarından çalınmış avatarlarla, süfli zevklerden bir estetik abidesi inşa etmeye girişiyor albüm.
Ertuğrul Özkök’ün senfonik seçkilerine kulak vermek için astral bir deneyime hazır hissetmelisiniz.

Zara’nın beğenisiyle tavsiye olunur; hemen ardından Sertab’ın sanat müziği albümü Ey Şuh-i Sertab, pek yakışıyor hemen arkasına.
Bir bakın, zaman israfına değer.


Radikal'den alınmıştır)