İnanç, paniğe kapılmama yeteneğidir. (Anonim)

Elime alıp tüm sorularımı, inançlarımı, umutlarımı ağır adımlarla yürürken İstiklal Caddesinden Mısır Apartmanına doğru yeni başlangıcın heyecanı eşlik ediyordu bana, İstanbul’un tüm varlığı, geçmişi, bugünü ve geleceğiyle. Aşık olduğum bu kentin sokaklarında, tarih kokan her karesinden Yaşam Atölyesine doğru ilerlerken çocuksu bir sevinç, bilinmez bir heyecanla sarsılıyordu tüm benliğim. Yılların arayışı, akacak o nehre kavuşmak üzereydi. Okuduğum onca kitap, yazdıklarım, yaptığım resimler, çalışmalar nihayet anlam kazanmaya başlayacaktı.

‘Tüm bunları düşünüp sorgulayacaksın da ne olacak sanki? Yaşıyorsun işte neyine yetmiyor senin? Boş işler bunlar, bırakta git herkes gibi ol!’ söylemlerinin ağırlığından kurtulma zamanıydı. Zamanla anladım ki birileri sizi sürekli yargılıyor, eleştiriyor, anlamak yerine sorgulayıp yerden yere vuruyorsa, ezber bozmaya başlamışsınızdır ve doğru yoldasınız demektir. İnancınızı yitirecek o paniğe kapılmayın ve yürüyün yeter.

Mısır apartmanının o tarih dolu kapısından giriş yapıp ta atölyenin kapısını çalana kadar büyülenmiş gibiydi bedenim ve ben evrenin o görünmez ışığıyla sarmalanmıştım.

Kapı açılıp ta adımımı attığımda hissettiğim tek şey; Doğru yerdeyim! Oldu. Eğitime katılacağım arkadaşlarımla tanışıp Aret’le karşılaşıncaya kadar geçen zamanda Zuhal Hanım, Ömer Faruk öyle güzel bir enerji ile yanımızdaydı ki…

Zaman geçtikçe, ortamı soluyup enerjilerin etkisini yaşamaya başlayıp toplantı ve tanışma odasına sohbete geçince fark ettiğim tek şey şu oldu; Evrensel görebilen, yaşayabilen, konuşabilen, ayrımcılığın ötekileştirmenin olmadığı o yerdeydim.

Heybemde bir dünya soru ile bekliyordum. Eminim sizin heybenizdekilerle de benzeşiyordur sorgulamalarım ve farkındalık arama noktalarım.

Doğru farkındalıklar yaşayıp, doğru sorular sormaya başlayıncaya kadar devam eder gider bu durum maalesef. Ve o an geldiğinde gözünün önündeki kalkmaya başladığında ve sen ‘Neden yaşıyorum ben?’, ‘İstediğim hayat bu mu?’, ‘Mutlu muyum gerçekten?’

Hayatının içinde dönüm noktalarına geldiğinde, sana en ezber gelen ilk yola mı girmelisin yoksa inandığın ve hayallerin doğrultusunda mı belirlemelisin yolunu?

Değer verdiğini söylediklerin ne kadar sana ait gerçek anlamda?

Ezberletilmiş hayatlarda gözü kapalı mı yürüyorsun? Eğer düşmüyor, acımıyor, kanamıyor, sorgulamıyorsan hayatta yaşamıyorsundur!

Güzel geçen günün ardından tüm bunları paylaşmadan geçmek istemedim. Arayışı sonsuz devam eden bireyler bir nokta geldiğinde bunları paylaşıp çoğaltabilecekleri insanlar ve yerler aramaya başlar kendine çünkü teklik ona yetmez artık.

Uzunca zamandır egosu tavan yapmış kişilerin yaşam koçluğu, kişisel gelişim danışmanlığı yaptığını gözlemlediğim bu ortamda bunlardan arınmış, yol arkadaşı olarak seninle bir yürüyecek, seni değiştirmek yerine olduğun gibi kabul edip dönüşmende yanında olacak bir anlayışa sahip Kişisel Dönüşüm Danışmanlığı Eğitimi çok önemli bir yer tutuyor. Aret Vartanyan ve çok değerli ekibi ciddi bir oluşuma öncülük ederken bunun bir parçası olmanın heyecanını yaşamak özel durum. Ve bu heyecanı LONDRA’YA taşımak ise hedefim.

Kaybolmuş kimliklerle iki kültür arasında sıkışıp yaşamaya çalışan nice insanın ve gencin olduğu, gelgitlerde hedeflerini yok edip oradan oraya savrulan gençlerimize yeni bakış açıları sunmak çok önemli.

Sizlerle bu eğitimler sırasında öğrendiklerimi paylaşmaya bu köşemde ara ara devam edeceğim. Eğer daha geniş bilgi almak isterseniz bana mail adresinden ulaşabilirsiniz. Birlikte güzel farkındalıklar yaşayıp burada çok insana ulaşacağımıza -özelliklere gençlere – eminim.

Çevrendeki herkes tarafından kabul görüyorsan kendinden eksilterek ve kendini susturarak yaşıyorsundur! Yaşamak dediğin öyle düz, kusursuz, engelsiz değildir! Böyle ise hayatın dur ve düşün, ne zaman başkalarına teslim ettiğini ruhunu, yüreğini, kendini…

Ve işte tamda bunu sorduğun anda bir eli tutmak, sımsıkı sarılmak istersen ben buradayım.