banner815

Dindar burjuva!

Önümüzdeki günlerde, lüks sitelerde yaşayan ve “elindeki hiçbir şeyi paylaşmayan, bencil” çocuklar ile, gecekonduda yaşayan  “ellerindeki ekmek dahil herşeylerini paylaşarak büyümüş” çocukların “pastadan pay alma” tartışması “Yeni Türkiye” başlığı altında hızlanacak.

Oral Çalışlar, tartışmanın adını “Orhan Pamuk’un burjuvazisi Mustafa Karaalioğlu’nun burjuvazisi” diyerek koymuş...

Ne diyor Orhan Pamuk: “Bencil, üsten bakan, kendi ülkesinin insanlarından nefret eden, darbelerden ve Kürtlere yapılan kötü muameleden rahatsız olmayan, ülkenin çoğunluğunu oluşturan başörtülü kadınlara tepeden bakan burjuvazi beni sinirlendiriyor ve tiksiniyorum.”

Mustafa Karaalioğlu ne diyor peki: “Yeni Türkiye sadece siyasal değişimi ifade etmiyor. Aynı zamanda bu kavram, toplumsal ve ekonomik yeni durumun da adıdır. AK Parti iktidarı siyasette vesayet düzenini büyük ölçüde bitirirken, aynı hacimde olmasa da ekonomik paylaşımda ve sosyal sektörlerde de vesayet düzenini değiştirmeye başlamıştır. Her türlü zenginliği kimseyle paylaşmadan elde tutmaya alışmış kesimler, şimdi de payın büyüğü yine kendilerinde bulunmasına rağmen küçük paylaşımlara bile tahammül edememektedirler.”

Bildiğiniz “göbeğini kaşıyan bidon kafalılar” ile cumhuriyet elitlerinin “iktidar mücadelesi”...

Ekonomik adıyla da bir nevi aslında TÜSİAD ve MÜSİAD’ın mücadelesi...

***

Orhan Pamuk’un uzunca zamandır mesafe koyduğu “burjuva” kesiminden bu kez “bencilliklerinden, kibirli tavırlarından tiksiniyorum” cümlesiyle bahsetmesi, tartışmanın fitilini yeniden ateşledi.

“Türkiye’de gerçek anlamda burjuva var mıydı” sorusu uzun yıllardan beri yürüyen bir tartışmadır. Dolayısıyla madalyonun diğer yüzüne, yani Türkiye’nin “darbeler” tarihine biraz da bu gözle bakmamız gerekiyor.

Cumhuriyetin bencil seçkinlerinin “hepsi benim” hırçınlıkları ve “o pastada bizim de hakkımız var, babanızdan kalan bir miras değil” diyen halkın mücadelesi AK Parti iktidarıyla başlamadığı gibi, burjuvazinin kendisi de ciddi anlamda sorgulanmadı.

Sekiz on yılda “sermayenin el değiştirmesi” hiçbir siyasal, ekonomik yapıda ya da hiçbir devlette mümkün değildir, olsa olsa bugüne kadar dışlanmış kesimlerin, devletin nimetlerinden istifade etmeye başlamasıyla bir parça zenginleşmesidir, o kadar...

Kaymak tabakası diyebileceğimiz ve nüfusa oranla toplumun küçük bir bölümünü oluşturan “burjuva-seçkinler-elitler-beyaz Türkler” -artık ne derseniz deyin- olarak adlandırılan bu sınıf, Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte devlet eliyle zenginleştirilmiş şanslı insanlardır.

Burjuva aslında sosyolojik bir kavram ve bence olumlu anlamda toplumun öncüleri olarak nitelendirilebilecek bir sınıf. Sol düşüncenin dilinde adeta bir küfüre dönüşmesine bakmayın. Burjuva sınıfı, gününü gün eden müreffeh insanlar güruhu değildir. Üreten, düşünen, sürekli yeni fikirler peşinde koşan, kendileriyle birlikte içinde bulundukları toplumu geliştiren, dönüştüren bir sınıftır.

Fakat Türkiye’deki burjuva sınıfına baktığımızda “devlet burjuvası” olarak nitelendirebileceğimiz bir manzara görüyoruz karşımızda. Tamamen devletten aldığı ihaleler, teşvikler, hibelerle yaşayan, toplumdaki ekonomik hareketlilikle pek işi olmayan insanlardır bunlar.

Oysa gerçek burjuvazi üreticidir ve ürettiğinin toplum içinde tüketilmesi için onların da refahlarının artmasını ister. Bizdekiler ise sürekli devletten beslendiği ve aslında hiçbir şey üretmediği için, toplumsal refah hiç umurlarında değildir.

Bence Oral Çalışlar’ın Hüda Kaya’nın “Allah’ım bizi dindar zalimlere karşı koru” duasıyla bağlaması şimdilik yerine pek oturmuyor.

Dindarlar, burjuvalaşma sürecinde olumlu bir misyon üstlendiler şimdiye kadar. Türkiye’nin statükosunu değiştirdiler, donmuş fikir kalıplarını kırdılar, demokratikleşme sürecinin öncüsü oldular. Düşünsel açıdan da, ekonomik açıdan da üretici oldular.

Burada asıl tartışılması gereken, bundan sonra “devletten yemeye” alışıp “devlet burjuvası”na dönüşecekler mi, sorusudur.

(Star gazetesinden alınmıştır)

YORUM EKLE
banner647

banner521

banner559

banner814

banner646