Gürsel Tekin'in genel başkan yardımcılığından ayrılması CHP'de yeni bir dönemin habercisi.

Karamsar düşünenlerin haklı olduğu noktalar var. 'Hâlâ mı hizipçilik?' sorusu da yabana atılacak cinsten değil. CHP, Kemal Kılıçdaroğlu'ndan önce dernek veya emekliler lokali gibi yönetiliyordu. Anamuhalefet olmanın getirileri ve bürokrasideki bağlantılar sayesinde iktidarmışçasına davranmanın rahatlığı cazip geliyordu. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'la paslaşarak geçinip gidiyorlardı. Zaman zaman ortaya çıkan parti içi muhalefet ise içtüzüğün acımasız silindirleriyle ezilip geçiliyordu. Bürokrasideki saadet zinciri kırılınca CHP'nin de yeni format ihtiyacı ortaya çıktı. Çantada keklik görülen yüzde 20-25'lik oy oranı ile anamuhalefet koltuğu garantilense bile, koalisyonun bürokrasi ayağının çatlaması etkinliği yok ediyor. CHP, büyümek zorunda olduğunu hissediyor; ama bunun yolunu henüz bulmuş değil.


Kılıçdaroğlu, iki yıllık genel başkanlığı dönemini iç bütünlüğü sağlama çabasıyla geçirdi. İktidarla mücadelesi, Önder Sav ve Deniz Baykal kliklerini etkisiz hale getirmek için verdiği uğraşın gerisinde ve gölgesinde kaldı. Bu durum, gözünü CHP'ye dikenlerin umudunu zayıflattı. Ancak söz konusu mücadelenin kaçınılmazlığı da ortada. Gölge Genel Başkan Önder Sav'ın boyunduruğunda yaşamaya devam etse partiye de kendisine de kötülük etmiş olacaktı. Peş peşe tüzük kurultaylarında hakimiyetini perçinleyen Kemal Bey'in mazereti kalmadı. Atanmış teşkilatlarla yönetilen partinin yeni delege yapısı ve seçilmiş yönetimleri temmuz kurultayı ile devreye girecek. Geçiş döneminde atanmış yönetimleri üst üste görevden alan Kemal Bey, o lüksü kaybedecek. Yenilenmiş teşkilatların avantajları kadar bağlayıcılığı da bulunuyor. Arka arkaya yapılacak üç seçim, CHP'nin ve Kemal Bey'in geleceği açısından hayati önemde. Beklenen yükselişi gerçekleştirmezse kredisi tükenecek. Bahsettiğimiz kredi öyle her insana nasip olacak cinsten değil. Sadece parti içi muhalefet temizlenmekle kalmadı, alternatif siyaset girişimleri de geri çekildi. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, teşkilatı bile hazır partiyi buzluğa kaldırdı.


Gelelim Gürsel Tekin meselesine. Baykal devrildiğinde partinin üç başlı bir yönetime gittiğini yazmıştık. Sav, Kılıçdaroğlu ve Tekin üçlüsünün koalisyonu kısa zamanda dağıldı. Sav ve Tekin aynı hatayı yaptı: Kılıçdaroğlu'nu yönetebileceklerini ve onun üzerinden partiye hâkim olacaklarını düşündüler. Kemal Bey önce Sav'dan kurtuldu. Sonra Tekin'in etkisini giderek azalttı. Tekin, her gün bir parçasının eridiğini fark edince mücadele zeminini değiştirdi. Ankara'da yenileceğini anlayınca nispeten daha güçlü olduğunu düşündüğü meydanlara kendini attı. Tekin'den kurtulmak Sav gibi kolay olmaz. Zira Sav, Ankara siyasetiyle var olabilen miadının sonuna yaklaşmış bir isimdi. Başka bir Ankara hamlesine yenildi. Tekin ise İstanbul dükalığında kendini ispat etmiş ve hâlâ bağlantıları olan bir siyasetçi. Kolay lokma olmayacağı açık. Tekin vuruşarak çekilip konumunu güçlendirmek ve pazarlık gücünü artırmak istiyor. Bunu başardığında Kılıçdaroğlu ile yeniden nikâh tazeleyebilirler. Mesela İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adaylığı Tekin'in 'kızıl elma'sı olabilir. İddia edilenin aksine Mustafa Sarıgül ile dayanışmalarını da bu engeller. Bence Sarıgül, Kılıçdaroğlu'na yaptığı jestin karşılığını İBB adaylığı şeklinde hayal ediyor. İstanbul il başkanlığı görünümlü bir yerel seçim adaylığı mücadelesi yaşanıyor. Gürsel Tekin, 2009'da elindeki fırsatı Kılıçdaroğlu'na sunduğu için pişman mıdır bilmiyorum? Ama Ankara'nın sıkıcı atmosferinden kaçıp kendini İstanbul'a atması boşuna değil.

(Zaman gazetesinden alınmıştır)