Aile, toplumun en küçük birimi olarak kabul edilir. Aile denince genellikle aynı evde oturan anne ve baba ile, varsa onların evlenmemiş çocukları anlaşılır. Bu tip aileye "çekirdek aile" denir.

Çekirdek ailedeki çocukların evlenmesiyle de yeni bir çekirdek aile ortaya çıkar. Ama aile sözcüğünün bundan daha geniş anlamı da vardır. Daha çok sayıda akrabadan oluşan birimi, hatta bir soyu ya da sülaleyi tanımlamak için de aile sözcüğü kullanılır.

Aile kavramına “sistem” olarak da bakabiliriz. Aile içindeki iç etkileşimler, ailenin içinde bulunduğu toplumdan, cemaatten ve ekonomik şartlardan etkilenir. Bu sistemin içindeki her bireyin kişisel farklılıkları, farklı ihtiyacları, istekleri, beklentileri  sisteminin dengesini oluşturur. Aile kavramına ve onu oluşturan bireylerin rollerine ve de aile içindeki dinamiklere ayrı ayrı bakacağız ve değerlendireceğiz. Öncelikle aile içindeki tutuma bakalım.

Tüm insanlar gibi çocuklar da bulundukları ortamda etki yaratmak isterler. Aile ortamında ise bu etkiyi nasıl yaratacaklarını “aile tutumu” belirler.  Aile tutumları çocukların birçok beceriyi kazanmalarını sağlayabilir  ya da engelleyebilir.

Aile tutumları çok genel olarak aşırı kontrol eden, yöneten ve aşırı serbest, taviz veren tutum arasında gelip giden bir çizgide gösterilebilir. Sağlıklı bir tutum ise bu çizginin iki ucunu olabildiğince dengelemektir.

AŞIRI KONTROL EDEN

Tahmin edebileceğiniz gibi her iki uçtaki tutumlar da çocukların sağlıklı bir kişilik geliştirmesini engeller. Aileler çeşitli kaygılarla çocuklarını aşırı kontrol etmekte ya da çok fazla taviz vererek onların gelişimlerini tüm iyiniyetlerine rağmen olumsuz etkileyebilmektedirler. 

Aşırı kontrol eden bir ya da aşırı taviz veiren  ailede büyüyen çocuklar kendi sorumluluklarını alma ve yerine getirmede zorluklar yaşarlar. Bu etkilerin bazıları özgüven eksikliği, sosyal uyumsuzluk, kurallara uyum gösterememe, bencillik, çekingenlik, saldırganlık olarak sıralanabilir.

Ailelerin bahsedilen olumsuz tutumları izlemelerinin başlıca nedeni “çocuklarıyla ilgili algı”larından kaynaklanmaktadır.  Genellikle aşırı korumacılık ya da otorişter davranma çocukların “kendilerine yetemeyeceği” inancından kaynaklanmaktadır. Oysa doğarken bile insanoğlu –engelli bile doğsa- birçok zihinsel ve fiziksel donanımla dünyaya gelir.  Dolayısıyla çocuklar aslında yapabilme ve başarabilme kapasitesiyle doğmaktadırlar.

Tabii ki çocuklar korunmaya ve desteklenmeye ihtiyaç duyarlar. Önemli olan çocuğun yaşına uygun desteği sunabilmektir. Bu desteği sağlıklı sunabilmek için ise açık iletişim kurabilmek, model olabilmek, sınırları koymak ve bu sınırların içinde alternatif izinler oluşturmak gereklidir.

Karar alma sorumluluğuna ve yeteneğine sahip çocuklar yetiştirebilmek için aşağıdaki birkaç noktaya dikkat etmenizi öneriyorum. 

Kuralları ve sınırları koymak ama otoriter ve sert olmamak 

Desteklemek, güven vermek ama onların yapabileceklerini ve sorumluluklarını yerine getirmelerine engel olmamak  

Model olmak ama kendisi gibi olmalarını engellememek  

Rehber olmak hayatla başa çıkma yollarını öğretmek ama onların da karar verme haklarını engellememek. 

Hiçbir zaman çocuklarınızın sizden ayrı bir ruh olduğunu unutmamak!! 

Güler yüzlü, neşe dolu bir hafta diliyorum…