Kapadokya’daki son balon kazasından sonra aklıma geldi.

Yıl 2007. İngiltere’de yaşamak üzere yeni geldiğim aylardı. Ben gelmeden kısa bir süre önce kurulan Anatolia Community Association’ın bir Türk Kültür Festivali projesinde ben de gönüllü olarak görev aldım. Bu sene 11.si düzenlenecek olan bu festivalin ilkinin hazırlıklarından beni şaşırtan bir olaydan bahsedeceğim size.

İngiltere’deki ilk aylarım ve ülke içindeki kanunları yeni yeni öğreniyorum.

Hazırlıklar yapılırken açılış programını da yaptık.

Plan şu; resmi zevat ve halkımızla birlikte açılış yapacağız.  Yüz bine yakın broşür dağıtmışız etrafa. Nasıl bir kalabalık gelir hiçbir fikrimiz yok. Rüyalarımıza giriyor, kabuslar görüyoruz; hiç kimse gelmemiş ve biz açılış yapmışız. Ya da öyle bir kalabalık gelecek ki kontrol edemeyeceğiz.

Bunları düşüne düşüne heyecanla çalışıyoruz bir yandan. ‘Eğer’ dedik, ‘çok kalabalık gelirse güzel bir balonlu açılış yapalım’. Yani binlerce balonu aynı anda havaya bırakalım, şenlik olsun etrafta. Aslında şimdi bakınca ne lüzumsuz bir masrafmış da diyorum kendi kendime. Eminim o zaman festivali birlikte planladığımız arkadaşlarım da böyle düşünüp gülüyorlardır acemiliğimize.

Neyse, biz planımızı yaptık, kurdele kesilince en az beş bin balonu havaya salacağız.

Festival hazırlıkları yapılırken bir yandan da belediyenin ilgili kurumuyla toplantılar yapılıyor. Özel bir ekip var, böyle organizasyonları denetliyor, planlamaları önceden kontrol ediyor. Karşılıklı toplantılar yapıyoruz. Biz ekip olarak katılıyoruz, karşımızda da belediye, itfaiye, polis, park yönetiminden ayrı ayrı birer ikişer görevli oluyor. Yaptığımız planları inceleyip kontrol ediyorlar.

Adamlar baktılar, balonlu açılış yapacağız. Sordular, ‘kaç balon?’

‘Beş bin’ dedik.

Dediler ‘bunun için havacılık dairesinden özel izin lazım. O saatte yukardan geçebilecek muhtemel bir hava aracı olabilir.’

‘…’

‘Bunun bir sınırı var’ dediler.

‘Tamam’ dedik bizde. ‘İzin alırız. Her şeyin iznini aldık, onu mu alamayacağız?’

Önümüze bir sürü dosya geldi. Sanki sanırsınız Türkiye’yi AB’ye sokma vazifesi bize verilmiş?

Formlar, formlar, sigortalar sigortalar… Zor iş. Vazgeçtik.

Havacılık dairesinden izin almadan uçurulabilecek balon adedi en fazla iki bin.

‘O zaman bizde iki bin balon uçururuz’ dedik. 

‘Onunda şartları var’ dediler.

Birinci şart, yine havacılık dairesine bildireceğiz. Ama bu sefer izin yok, sadece bildireceğiz onlar önemli bir şey varsa haber verecekler. Yoksa sorun yok.

İki; balonlar, öyle oyuncakçıdan alınan balonlar olamaz.  Peki neden?

‘Çünkü bu plastik balonlar, yani bu bizim bildiğimiz uçan balonlar, belli bir irtifaya ulaşınca havada patlıyorlar. Patlayınca küçük parçalara ayrılıyorlar. Bu küçük plastik parçalar havada uçarken, kuşlar bu parçaları yiyecek zannedip yiyor ve kuşların sağlığına ciddi zarar veriyor, ölümlerine sebep oluyor.’

‘…’

‘Peki ne yapmamız lazım?’

‘Dosyada bir liste var. Balonları alabileceğiniz firmaların listesi. Bu balonlar özel üretiliyor. Organik malzemeden yapılıyor ve kuşlar yediğinde sindirebiliyorlar, gagalarına yapışmıyor.’

‘…’

Nasıl?

Harika değil mi?

Yine, yeniden Osmanlı’nın birçok şeyini özlediğimiz şu günlerde aklıma Bursa’daki dünyanın ilk hayvan hastanesi ve vakfı geldi. Gurabahane-i Laklakan. Özellikle göçmen kuşların tedavisi için kurulmuş bu vakıf ve hastanesi hala Bursa’da faaliyet göstermekte. Düşünün Dünya’da ilk bu hastane. 19. Yüzyılda kurmuşuz. Yani Avrupa’nın hala tuvaletlerini torbaya yapıp dışarı salladıkları yıllarda biz hayvan şifahanesi kurmuşuz.

(Bu Avrupalının tuvalet meselesini bizimkilerin biraz abartması zannederdim, İngilizlerin bunu tarihi bir gerçek olarak çocuklara okullarda anlattıklarını öğreninceye kadar. Hatta bizim çocuğun okulunda öğrencileri bir müzeye götürmüşler, uygulamalı göstermişler. Uygulama hayal ettiğiniz gibi değil tabi. Çocuklara torbayı sallayıp düzgün atabilme oyunu oynatmışlar, çamurlarla. 6 yaşındaki çocuk, iğrene iğrene anlattı bize okuldan gelince.)

2007’nin bahar aylarında, Londra’da yüzüme tokat gibi çarpan bu olayı bir tarafa koydum; 2017 yılının yine bahar aylarında, dünyanın en güzel manzaralarından birisine sahip, tabi güzelliğiyle dünyada sayılı mekanlardan birisi olan Kapadokya’nın sahipsizliğini diğer tarafa…

İçim sızladı.

Üstümüzden göçüp giden leylekleri düşünen ecdadın torunlarına bugün ne olduysa, her gün binlerce insan taşıyan koca koca balonları kontrolsüz bir şekilde uçurup insanların ölümüne sebep olabiliyorlar…

Devlet olmak…

Yüz yıldır unuttuğumuz ve idrakinden de fersah fersah uzak olduğumuz bir kavram.

Devlet olduğumuzda anlayacağız.

Not: Yukarda bahsettiğim Anadolu Kültür Festivali’nin bu sene 11.si yapılacak. 11 Mayıs’ta açılışı var. İngiltere’deki Türk toplumu için güzel bir gelenek oldu. Bilgi için www.anatolianfest.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mevlüt Altintop 6 ay önce

Yine Ahmet Başkan yine müthiş yazı. Özlediğimiz toplum özlediğimiz günler yakındır inşAllah

Avatar
Hilmi YAVUZHAN 6 ay önce

Son paragrafta söylediğiniz gibi. Devlet olmak... Çok güzel örnekleme ve anlatım ile getirdiginiz yazıya taşı gediğine oturturcasına mesajı vermişsiniz. Umarım mesajı alır, idrak eder ve -bana göre- toplumları birbirinden ayıran "bakış açısı ve anlayış"ımızı değiştirip köklü tarihimizde olduğu gibi aslımıza rücu edriz. Olması gereken devlet oluruz.

banner521

banner559

banner30

banner565