Sosyal paylaşım sitelerinde kaç arkadaşın var?

En son paylaştığın fotoğrafını kaç kişi beğenmiş?

Kendi ülkenin sınırlarını aşıp dünyaya meydan okuduğun kısa cümleleri,

kaç kişi alkışlamış?

Yazılarını kaç kişi tıklamış?

Kaç kişi okumuş?

Kaç kişi anlamış?

Kaç kişi yorum yapmış?

Kaçı beğenmiş, kaçı küfür etmiş?

Peki bu tıklayan arkadaşlarla dışarıda bir kahve içmişliğimiz var mı ya da bir selamımız? 

Yoksa sadece tıklama ile mi iletişimdeyiz?

Kendimizi bu kadar gerçek dünyadan soyutlayıp, ömrümüzü sosyal medyada tükettiğimize göre,

demek ki bu tıklamalardan yeteri kadar tatmin oluyoruz.

Vay be arkadaş biz ne tuhaf bir çağa denk gelmişiz…

Şu içine düştüğümüz durumu bundan 20 sene önce, bize birileri anlatsa

‘yazık herhalde deli’ der, güler geçerdik.

Ama artık hayatımızın bir parçası değil hayatımızın odak noktası haline gelmiş.

‘Dosta düşmana karşı’ esprisiyle, sadece fotoğraf paylaşmak için gezmeye giden…

Pahalı bir restorantın önünden geçerken, sanki içerdeymiş gibi yer bildiren…

Aileden biri  acil serviste yatarken, o an bile aklımız sosyal medyada olup paylaşım yapan halimiz…

Mezarlıkta bile öz çekim yapanlara herhalde bir tek ben şahit olmuş olamam.

Sosyal medya günümüzün en hızlı iletişim yöntemi. 

Bunu inkâr etmek büyük enayilik olurdu.

Devlet büyükleri bile halka seslenirken televizyonlarla yetinmeyip, en hızlı  yol olarak sosyal medya araçlarını tercih ediyorsa bu bağımlılığımız azalmayacak aksine her geçen gün daha da artacaktır.

Sosyal medyanın imkanlarından bir çoğumuz fazlasıyla yararlanıyoruz.

Her mecrada olduğu gibi iyi ve kaliteli işlerin yanında akla hayale sığmayacak kadar  basit işler de gözümüze sokuluyor.

İşte burda önemli olan, elmalarla armutları birbirinden ayırabilmek!

Bu basit paylaşım sahipleri; eş, dost, akraba, tanıdık tanımadık herkesi doldurdukları sosyal medya hesaplarında, paylaşımları tıklandıkça, laf olsun diye beğenildikçe, günden güne daha da büyüyecek ve umulmadık mahalle içi şöhretlere ulaşacaklar.

Bu durum,  bizler de şaşkınlık, onlarda ise altı boş bir özgüvenle sarmalanmış sevinç çığlıkları attıracak. 

Ve bu aldatmaca elbet bır gün hiçbir şeyden yaratmaya çalıştıkları balonun patlamasıyla son bulacak.

banner647
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mustafa Köker 6 ay önce

Eurovizyon'un Editörü olarak açıklama yapmak isterim:
Gazete ve dergi gibi basılı yayınlarda bir makalenin ölçüsü ortalama 300 -350 kelimedir. Berna hanımın bu yazısı da bu ölçülere uymaktadır. Yani 300 kelimelik bir makale. "Mini" diye eleştiri getiren okurumuzu bilgilendirmiş olalım.

Avatar
Polat 6 ay önce

Cok guzel... Anlatim ve edebi sozcukler ile guzel bir mini makale

Avatar
944 5 ay önce

guzel yazi ancak biraz daha rakamsal olabilirdi mesela turk toplumu olarak ortalama 4 saaten fazla laptop veya tablet kullandigimizi ve bununla yetinmeyip iki satten fazla telefonda zaman harcadigimizi bu surenin 2 bucuk satini sosyal medyada gecirdigimizi de ekleseydiniz belkide anlatimi guclendirmeye yardimci olabilirdi buna birde bu sure icinde neler yapilabilecegini ilave edebilirdiniz mesela ben basit bir ornek vereyim gunumuzde bir cok is koluna kapi acan ve hayatinizi sosyal konumunuzu degistirebilecek bircok kurs yuz saat civaridir ama guzel yazi

banner521

banner559

banner646