Memleketin her köşesinde rengarenk kediler, irili ufaklı köpekler geziniyor.

Kediler soğuğu sevmez, onlar daha çok sobaların önüne yakışır,

Ama bizim kediler ya çöp varillerinin ya da kapı önlerini mesken tutar.

Normalde tertemiz hayvanlardır kediler, insan gibi mecburi temizlenmez, doğasında vardır.

Kaç kere rastlamışımdır eğitimsiz bir sokak kedisinin itina ile kakasını kuma gömüşünü…

Bizlerdeki eğitimli(!) insanların kullandığı umumi tuvaletlerin durumuyla onların temizliği kıyaslanamaz bile.


Sokaklarda kediler kadar köpeklerde vardır tabii. Hangisi daha çok Türkiye sokaklarında yaşar bilmiyorum.

Kedilere göre köpekler daha çok yer kapladığından onlar daha çok gibi görünüyor.

Mesela köpeklerin kulağında küpe varsa yanından rahatça geçersin yoksa biraz öteden…

Küpe takarlar ama asla kısırlaştırmazlar.

Ve bu hayvanlar her geçen gün daha da çoğalır sokaklarda…

Bazen korkarsın, bazen üzülürsün, bazen de onların yaşantısına alıştığımızdan, gece seslerinden uyuyamadığımız zaman;

“Şunlara bir çözüm bulamadı belediye”dediğimiz bile olur, o çözümün ne olduğunu düşünmeye yüreğin el vermese de…



Son zamanlarda, bizim memleketin alıştığımız sokak yaşamlarına, daha çaresiz masumlar eklenmiş…

Her sokak başında kara gözlü, kıvırcık saçlı minicik yürekli çocuklar…

Kirden pastan yüzü gözü daha da kararmış…

Yanlarından geçerken ya “çingene bunlar” diyor, ya “Suriye’li mülteciler…”

Öyle düşündüğünde vicdanı rahatlıyor.

Kendinden olmayana üzülmemeye programlı sanki…

Onunda “İNSAN” “ÇOCUK” “MASUM” olduğunu göremeyecek kadar yüreği kör ve kapkara.

Yanından geçerken sanki mikrop kapacak gibi hızla uzaklaşırken, uyuyamadığı için köpeklere aradığı çözümü bu defa da sokağın yeni misafirleri için arıyor.

Her şeye bu kadar çabuk alışılır mı?


Bir yanda saçı kara, gözü kara, minicik, kıvırcık çocuklar…

Bir yanda yüreği kara, geçmişi kara, geleceği kara, kazık kadar büyükler…


Mehmet Bal isimli bir kişinin twitter’da paylaştığı kısacık bir cümle bugünümüzü ne güzel de anlatmış…


“İnsanlığın öldüğü yerde kimin nasıl yaşadığının bir önemi yok…!”