"Bir adamın adı çıkacağına canı çıksın" sözünü de sanırım Cemil Çiçek, karşı karşıya kaldığı ön yargılar üzerine seslendirmişti.

Milli Güvenlik Kurulu'nun toplanmasından bir gün önce... Cemil Çiçek, "milli mutabakat" çıkışını yapıyor. Taraf bunu, manşetten "devletin kafasını uzatması" olarak sunuyor.

Cemil Çiçek ki, AK Parti'nin yüzde 34, sonra yüzde 47 oy aldığı zamanda bile, "Türkiye'de iktidarı kullanmak için tek anahtar yetmez, birçok anahtar var" diyen bir insan... Şimdi Meclis Başkanı olarak yaptığı bir çıkış, "devlet adına" çıkış olarak görülebiliyor.

Demek, Milli Güvenlik Kurulu'nu oluşturan, cumhurbaşkanı, hükümet ve askerden ayrı bir "devlet" daha var ve Cemil Çiçek onun adına çıkış yapmış oluyor!

Üstelik bu çıkış, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü (Ki bu makamı daha önce Cemil Çiçek yürütmekteydi) Bülent Arınç tarafından "muhtıra" olarak niteleniyor. Bu, zaman zaman bizzat Sayın Arınç'ın özeleştirel babda ifade ettiği gibi bir zühul eseri değilse, nasıl izah edilebilir? (Bereket ki Sayın Arınç dün düzeltiyor muhtıra sözcüğünü "sivil hatırlatma" şeklinde tercüme ederek...)

Ki, 27 Nisan e-muhtırasına karşı hükümetin cevabını bizzat okuyan insandır Cemil Çiçek ve hükümetin bu resti, demokrasi tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul görür.

Kürt sorununa çok kafa yordu

Evet, Cemil Çiçek hangi "devlet" adına muhtıra verecek?

Hele o "muhtıra" dediğiniz metinde, diyelim siyasi iradeyi "vesayet" altına sokacak nasıl bir şey olacak?

Var mı böyle bir şey?

Cemil Çiçek için çok şey söylenebilir belki ama siyasi aklı konusunda herhalde şüphe uyandırıcı bir şey söylenemez.

Cemil Çiçek, aklını peynir ekmekle yemiş midir ki, kalksın da hükümet tarafından muhtıra diye algılanabilecek bir iş yapsın?

Peki ne Cemil Çiçek'in "milli mutabakat" çıkışı?

Şu söylenebilir sanıyorum:

Cemil Çiçek, 1965'lerden beri fikir, siyaset ve aksiyon hayatı içinde olan bir insan. Hukuk tahsili yaptı. Türkiye'nin önemli sorunlarına vakıf. Aile olarak da eğitim olarak da, kurulu düzenin dışladığı "İslami" zeminden geliyor. Siyaseti de oralarda yaparak geliyor. Terör, Kürt sorunu, etnik terör konusunda düşünmüş, tavır koymuş bir insan. Osmanlı'nın çözülüş ve yıkılış süreci, bu coğrafyadaki büyük hesaplaşma üzerine kafa yormuş, araştırmalar yapmış bir insan. Onun iyi bir Lozan araştırması yaptığı, Kürt sorunu üzerine epeyce çalıştığının bizzat tanığıyım.

Bu birikimiyle siyasette de etkin oldu. Belki bir özelliği daha, statüko, belki devlet tavırları karşısında reel politiğe kafa yoran bir insan olması. "Türkiye'de ne yapılabilir"i dikkate alması.

Kaygı duymayan var mı?

İşte bütün bu özellikleriyle, şimdi Meclis Başkanı, yeni bir anayasa yapımına önderlik etmeye çalışıyor, bir anlamda siyasi hayatını, böyle tarihi bir misyonla tamamlamaya gayret ediyor.

Memleketin önünde bir sorun var: Terör. Üstelik bu terör, ülke bütünlüğünü tehdit ediyor, ülke bütünlüğünden de öte, toplumsal bir yarılma riskini barındırıyor. Türkiye'de bundan kaygı duymayan kimse var mı?

İşte Milli Güvenlik Kurulu'nun ana gündem maddelerinden birisi: İster PKK boyutu ile ister Suriye boyutu ile terör. İşte Antep. İşte hâlâ terör örgütü tarafından yol kontrolü yapılan Şemdinli.

Ben Cemil Çiçek'in mutabakat metnini okuduğumda, tek tek maddelerden bir somut karşılık çıkacağını düşünmedim ama bu çıkışa bir "çığlık" olarak baktım. Çiçek bu çığlığın bir karşılık bulacağını düşünmüş müdür? Düşünmüşse, bana göre realist davranmamıştır. O kadar. Ama Türkiye'de terör konusunda bu çığlığın yankısını duymayan bir tek duyarlı yürek olduğu söylenebilir mi?

(BUGÜN)