1888'de delinin birinin yazdığı 'Ayasofya kilise olsun' şeklindeki mektup, az kalsın iki ülke arasında kriz çıkaracaktı.

Bugün Yunanistan'da seçimler yapılıyor. Seçim sürecinde Ayasofya ve İstanbul ön plandaydı. Yunanlılar'ın Ayasofya'yı tekrar kilise yapma hayali ise yeni değil. Yunanlılar, Osmanlı döneminde bile Ayasofya'yı talep etmişlerdi. Uğur Demir arşiv belgelerine dayalı bir araştırmasında Yunanlılar'ın Ayasofya ile ilgili isteklerini anlatır.

Bir deli taş attı

1888'de Ayasofya ile ilgili çok ilginç bir olay yaşandı. Anastasyos Vareyetsi, sultana Ayasofya Camii'nin kiliseye çevrilip, Yunanlılar'a teslim edilmesini talep eden bir mektup gönderdi. Sultan, bu mektup üzerine Atina Elçisi Mehmed Feridun'dan Anastasyos'u araştırmasını istedi.

Osmanlı diplomatları araştırmaya başlamadan mektup, Navarin gazetelerinden İpinekorsis'de yayınlandı. Gazete bu mektubu dalgaya alarak, "Artık Şark Meselesi Bitti" başlığıyla yayınlamıştı. Ancak Atina elçimiz, alaycı bir yazı bile olsa gazetede çıkan haberi görünce, Anastasyos'u araştırmaya başladı.

Araştırma sonucunda, Anastasyos'un akli dengesi pek yerinde olmadığını ve çevresi tarafından hafife alındığını öğrendi. Bu sırada İkinci Abdülhamid'in, Anastasyos hakkında bir araştırma yapılmasını emreden 5 Şubat 1888 tarihli iradesi elçiliğe geldi. Atina sefiri, bunun üzerine yeni bir araştırma daha yaptı.

Yunan başbakan alttan aldı

Elçimiz, bu günlerde Yunanistan başbakanı ile karşılaştı ve konuşma sırasında İpinekorsis Gazetesi'nde yayınlanan haber hakkında ne düşündüğünü sordu. Yunan Başbakanı Trikopi de elçimize, "Bu tür haberler Yunan halkını etkilemez. Anastasyos Vareyetsi'yi asla tanımam ve hükümetimizle bir irtibatı yoktur. Gerek kralımız Birinci George'nin gerek hükümetimizin amacı iki ülke arasında olan iyi komşuluk ilişkilerini geliştirmek ve buna hizmet edecek her fırsatı en iyi şekilde değerlendirmektir" diye cevap verdi.

Atina sefiri, başbakanın cevabına rağmen araştırmalarına devam edince Anastasyos'un mektubunu Atina gazetelerinin neşretmeyi kabul etmediğini öğrendi. Bu bilgi üzerine elçimiz, İstanbul'a gönderdiği 24 Şubat 1888 tarihli raporunun sonunda, "Atina gazeteleri, Osmanlı Devleti'ne dair haberlerden bahsetmelerine rağmen İpinekorsis gazetesinin Anastasyos'la ilgili haberine hiç değinmemeleri bu şahsın Atina'da kimse tarafından ciddiye alınmadığının göstergesidir" yorumunda bulundu.

Mesele, Yunanistan Başbakanı Trikopi'nin alttan almasıyla iki ülke arasında diplomatik bir krize dönüşmeden kapandı.

Ayasofya'yı gezme talimatnamesi

19. yüzyılda, özellikle gayrimüslimlerin camileri gezmelerine dair izin çıktıktan sonra Osmanlı veya Yunanistan vatandaşı olan Ortodoks Rumlar, Ayasofya'ya yönelik eylemlere başlamışlardı. Rumlar'ın Ayasofya'da uygunsuz hareketlerde bulunmaları Osmanlı yetkililerini ve özellikle devrin padişahı Sultan İkinci Abdülhamid'i harekete geçirdi. Uğur Demir bu konuyu şöyle anlatır:

Rumlar'ın Ayasofya Camii'ndeki çirkin hareketlerine dair dikkatleri ilk defa Sultan İkinci Abdülhamid 20 Mart 1887 tarihli iradesiyle çekti. Evkaf Nazırı (Vakıflar Bakanı) Mustafa Efendi'ye hitaben yazılan İkinci Abdülhamid'in iradesinde,

"Ziyaret için Ayasofya Camii'ne giden bazı Rum ve Yunanlılar'ın ikinci kata çıkarak duvar ve direklerin üzerlerine kötü niyetlerini gösteren birtakım ibareler yazdıklarını ve şekiller çizdiklerini haber aldığını; bu yazı ve resimlerin binaya zarar vermeden temizlenmelerini; bundan sonra bunun gibi uygunsuz davranışları engellemek için gerek Ayasofya Camii'ni gerek diğer mukaddes mekânları ziyaret edenlerin yanlarında hizmetlilerden birkaç kişi bulunması gerektiğini, gerekli olan diğer tedbirleri de ihtiva eden bir talimatname hazırlanmasını ve bu talimatnamenin hükümlerinin aksatılmadan yerine getirilmesini" emrediyordu.

Sultan İkinci Abdülhamid'in iradesini alan Evkaf Nazırı Mustafa Efendi, 11 gün sonra yani 31 Mart 1887'de cevabi bir rapor yazdı. Raporda, sultanın iradesinde anlattıklarının aslında daha önce kendisi tarafından da haber alındığını, bunun üzerine bizzat Ayasofya Camii'ne giderek yerinde incelemelerde bulunduğunu ve gerçekten de caminin duvarlarına resimler çizilip yazılar yazıldığını haber veriyordu. Raporun devamında bu tür resim ve yazıların yeni olmadığı, 30-40 senedir bu tür şeylerin caminin duvarlarına yapıldığının anlaşıldığını anlatıyordu.
Evkaf Nazırı Mustafa Efendi raporuna bundan sonra neler yapılması gerektiğini sıralayarak son veriyor ve şunları tavsiye ediyordu: Hemen memurlar görevlendirilmeli ve ziyaretçiler tarafından cami duvarına yapılan resimlerle yazılan yazılar camiye zarar vermeden temizlenmelidir. Bundan sonra cami ancak hizmetlilerin nezaretinde gezilmeli ve İstanbul'daki yabancı ülke elçileri gibi özel misafirler haricindeki ziyaretçilerin caminin her tarafını gezmesine izin verilmemelidir. Üçüncü ve son olarak Ayasofya Camii gibi mukaddes mekânların nasıl gezileceğine dair bir talimatname hazırlanmalıdır.

Evkaf Nazırı Mustafa Efendi, raporunun ardından kısa bir sürede "İstanbul'da Ayasofya, Küçük Ayasofya, Kariye camileri gibi, gayrimüslim halkın ziyaretleri esnasında dini âdâba riayet etme yanında, bu mekânların zarar görmemesi için dikkatli davranılması" için bir talimatnameyi de hazırlattı ve Sultan İkinci Abdülhamid'e sundu.
Talimatname yayınlandıktan sonra Ayasofya Camii ve mukaddes mekânlarda fazla bir problem yaşanmadı. İlerleyen zamanlarda ise daha çok ziyaretçileri gezdiren görevlilerin görevlerini kötüye kullanmaları ve haksız yere para talep etmelerine dair şikâyetler gündeme geldi.

Fatih'in müsamahası

Fatih, fetihten sonra İstanbul zorla aldığı bir şehir olmasına rağmen Hıristiyanlar'ın burada yaşamasına müsaade ettiği gibi, kaçanların geri dönmesi için de çaba sarf etti. Bizanslı birçok Rum da gerek Müslümanlığı kabul etsin, gerekse etmesin Osmanlı Devleti'nin hizmetine alındı.

Katolik olmaktan kurtuldular

İstanbul'un fethinden önce doğu ve batı kiliseleri birleşmiş, Ayasofya'da Katolik tarzı ayin yapılmaya başlanmıştı. Rumlar bu yüzden Ayasofya'dan uzaklaşmıştı. Fetihten sonra bu konuda muhalefetin başı olan Georgios Skolarios, Gennadius lâkabıyla patrik seçildi ve Rumlar ibadet hayatlarına devam etti.

(Bugün gazetesinden alınmıştır)