banner815

12 Eylül Askeri Darbesinin Yıldönümü ve Avrupa Ülkücüleri

Geçtiğimiz Cumartesi günü, 12 Eylül askeri darbesinin 40’ıncı yıldönümüydü. Bu vesileyle Avrupalı Türkler’in televizyonu Kanal Avrupa’da bir program yayınlandı. Programa, 1980’li yıllarda Avrupa’da Ülkücü mücadelenin önderleri başta olmak üzere, o yıllara şahit olan bir grup ülkücü de katıldı. Kanal Avrupa Televizyonu imtiyaz sahibi Ali Paşa Akbaş’ın ev sahipliǧinde bir araya gelen ülkücüler, gazeteci yazar Muhsin Ceylan’ın sunduǧu ATEŞ ÇEMBERİ programında tam 5 saat 21 dakika ve 14 saniye süren bir vuslat gerçekleştirdiler.

Muhsin Ceylan’ın stüdyo konukları, Ülkü Ocakları ve Türk Federasyon eski Genel Başkanı Ali Batman, Türk Federasyon eski Genel Başkanı Musa Serdar Çelebi, Türk Federasyon eski Genel Başkanı Mehmet Erdoǧan, Sanatçı Ozan Yusuf Polatoǧlu, gazeteci Hüseyin Dönmez, yazar Hidayet Kayaalp ve Hollanda Türkevi Başkanı olarak naçizane şahsım olduk.
Programa telefon baǧlantısıyla Selahattin Saygın, Erol Yazıcıoǧlu, Mehmet Baş, Şefik Kantar da katıldı. Ayrıca, stüdyoda hazır olanlar da görüşlerini bildirdiler.

Kanal Avrupa tarafından hazırlanan özel 12 Eylül askeri darbesi VTR’leri ve Ozan Arif’in 12 Eylül aktörlerini anlatan şiirleri de ekrana yansıdı. 12 Eylül Askeri Darbesi, ülkücüler için bir travmaydı. Uǧruna can verdikleri devleti darbeyle ele geçirenler, ülkücüleri, ‘Türkiye’yi Sovyetlere peşkeş çekmek isteyenlerle’ aynı kefeye koymuşlardı. Bunu bir türlü anlayamamışlardı.

Programın başında gösterilen nostaljik fotoǧraflar, başta Ali Batman olmak üzere, tüm katılımcıların duygusallaşmasına neden oldu. 40 yıl geriye gidilerek yaşanan o zorlu, o çetin ve sıkıntılı günler göz önüne geldi tek tek. Avrupa Ülkücüleri, 12 Eylül askeri darbesini takip eden yıllarda, emsali görülmemiş bir fedakarlık örneǧi gösteren, her türlü entrika ve tehditlere raǧmen, inanmış insanların neler yapabileceklerini ortaya koymuşlardı. Faşist askeri darbenin etkileri tüm Avrupa ülkelerinde hissediliyordu. İnsanlar ülkücülerle aynı fotografda görünmeye çekiniyorlardı. Türk solcuları Avrupalı solcularla birlikte ülkücülerin program yapacakları salonların önünde protesto eylemleri yapıyorlardı. Askeri cuntanın paralı ve gönüllü elemanları, Avrupa’da Türkiye karşıtı faaliyetleri takip yerine ülkücüleri izliyordu.

İşte bu şartlarda, 1982 yılının ekim ayında yaǧmurlu bir günde, Avrupa’nın farklı ülkelerinden Bonn’da bir araya gelen yirmibine yakın Avrupa ülkücüleri, ilk kez açık bir şekilde Askeri darbeyi protesto ediyordu.

Siz de takdir edersiniz ki, beş saati aşan uzun programı bu köşede özetlemek çok zor. Programda üzerinde durulan konuların bazıları ana başlıklar halinde şöyleydi:
* ‘İkinci Dünya Savaşı sonrası Sovyet yayılmacılıǧı ve Türkiye’deki gelişmeler ve muhtemel tehlikeler’.
* ‘Üniversiteler başta olmak üzere sendikaların planlı olarak komünistlerce ele geçirilmesi’. * ‘Alparslan Türkeş ve arkadaşlarının kuvvetli öngörüsüyle başlatılan mücadele ve Türk milliyetçiliǧinin siyasileştirilmesi ve farklı alanlarda kurumlaşması’.
* ‘Ülkücülerin Türklerin tarih sahnesine çıktıǧı andan itibaren ortaya koydukları kutsal misyonu tekrar milletin gündemine taşımaları’…

Programın bir bölümünde Avrupa’daki Türklerin gelecekleri ile ilgili, başta Türkçe olmak üzere, bir gelecek perspektifi ve vizyonunun ortaya konulması da ele alındı.

12 Eylül askeri darbesini takip eden 1980-1986 yılları arasında, Türk Federasyon’un yapmış olduǧu faaliyetler özetle şu şekilde gündeme getirildi:

* Türkiye’de 1980 sonrası baş gösteren ve Avrupa’daki Türkleri de etkisi altına alan depolitizasyon politikasına karşı, Türk Federasyon faaliyetlerine hızla devam etmiştir.
O yıllarda merkez kadroda yer alan, Musa Serdar Çelebi, Ali Batman, Ramiz Ongun, Türkmen Onur, Cevat Saraç, İhsan Öner ve Mustafa Karahan öncülüǧünde, 3 ayda 400 toplantı yapılmıştır.

* Türkiye’deki şehit aileleri başta olmak üzere cezaevlerine giren ülkücülerin ailelerine yardımdan başka, mahkeme masrafları için hemen hemen her ay Avrupa’daki ülkücüler arasında kampanya yapılmıştır.

* Lider kadrosu vatandaşlıktan çıkartılmasına karşın, ülkücüler insanlık tarihinde eşine zor rastlanan bir vefa örneǧi göstermişler, lider kadrosuna inanmışlar ve baǧlılıklarını her hal ve şartta korumuşlardır.

* Özellikle Avrupa’daki ülkücüleri fikren beslemek için, ‘Vatana Hasret’, ‘Yeni Hedef’, ‘Anayurt’, ‘Yeni Gün’, ‘Genç Arakadaş’ gibi gazete ve dergiler yayınlamışlardır.

* MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası duruşmalarının kasetleri hızla çoǧaltılmış, tüm Avrupa ülkelerinde daǧıtılmış, hatta yaz tatiline Türkiye’ye giden ülkücüler tarafından gizli, saklı götürülerek Türkiye’de de daǧıtılmıştır.

* Özellikle 1980 – 1986 yılları arasında doǧan çocuklara verilen Hilal, Alperen, Kürşat, Ülkü, Fatih, Aybala, Aplarslan, Satuk Buǧra gibi isimlerle mücadele devam ettirilmiştir.

Evet, bu uzun program, Ali Batman beyin uzun deǧerlendirmesiyle son buldu. Ali Batman’ın kapanış niteleǧindeki cümlesi şöyle oldu: ‘Ülküdaşlarımızın, şu anda nerede durduklarına bakmaksızın özellikle 1980-1985 yılları ve sonrası mücadele veren herkesi hayırla yad ediyorum’.

Veyis Güngör
13 Eylül 2020

Programın tamamı için: https://twitter.com/KanalAvrupaTv/status/1304827778244640768

YORUM EKLE
YORUMLAR
Metin Yazarel
Metin Yazarel - 2 hafta Önce

12 Eylül 1980'de idamla yargılanan, cezası daha sonra müebbet hapse çevrilen çok sayıda solcu tutuklu, 1991 yılında çıkarılan ve kamuoyunda 'Özal affı' olarak bilinen 3713 sayılı kanunla tahliye edildi.

Muhsin Kehya, Bünyamin Adalı, İhya Vural, Ünal Osmanoğlu, İsmail Bandırmalı gibi bir çok ülkücü ise, eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay'ın itirazı üzerine halen cezaevinde yatıyor. MHP'nin hükümet ortağı olduğu 2000 yılında çıkarılan ve 'Rahşan affı' olarak bilinen 4616 sayılı kanun da cezaevinde yatan ülkücülere uygulanamadı.

12 Eylül mağduru ülkücülerden Avukat İrfan Sönmez, Rahşan affı çıktığında içeride sol görüşlü kimse kalmadığı için önceki aftan yararlananların bir sonraki aftan yararlanamayacağına dair bir hüküm getirildiğini böylece, içeride kalan ülkücülerin tahliyesinin önünün kesildiği için çıkartılan af yasasına itiraz etti.

MHP Trabzon eski Milletvekili Orhan Bıçakçığlu da yaptığı açıklamada, 'Rahşan affı' sırasında İsa Armağan ve Haluk Kırcı'nın aftan yararlanması için verdiği önergenin, kendi partisi MHP tarafından engellendiğini savunarak, "Üyesi olduğum hükümet milletvekilliğimin düşmesini istedi." dedi.

Bıçakçıoğlu, 12 Eylül darbesinin gerçek mağdurlarının ülkücüler olduğunun ortaya çıktığını ifade etti. Bıçakçıoğlu, yüksek yargının ülkücülere karşı çifte standart uyguladığını ve hala 30 yıldır cezaevinde yatan ülkücü olduğuna değindi... şimdi verdiğim bu kısa bilgilere siyasetçilerden en son Alparslan Türkeş'in tahliye edilmesi bilgisini de ekleyerek, hangi vicdan sahibinin 12 Eylül cuntasının ülkücüleri koruduğunu idda edebileceğini sormak isterim.

Metin Yazarel
Metin Yazarel - 2 hafta Önce

12 Eylül 1980'de idamla yargılanan, cezası daha sonra müebbet hapse çevrilen çok sayıda solcu tutuklu, 1991 yılında çıkarılan ve kamuoyunda 'Özal affı' olarak bilinen 3713 sayılı kanunla tahliye edildi.

Muhsin Kehya, Bünyamin Adalı, İhya Vural, Ünal Osmanoğlu, İsmail Bandırmalı gibi bir çok ülkücü ise, eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay'ın itirazı üzerine halen cezaevinde yatıyor. MHP'nin hükümet ortağı olduğu 2000 yılında çıkarılan ve 'Rahşan affı' olarak bilinen 4616 sayılı kanun da cezaevinde yatan ülkücülere uygulanamadı.

12 Eylül mağduru ülkücülerden Avukat İrfan Sönmez, Rahşan affı çıktığında içeride sol görüşlü kimse kalmadığı için önceki aftan yararlananların bir sonraki aftan yararlanamayacağına dair bir hüküm getirildiğini böylece, içeride kalan ülkücülerin tahliyesinin önünün kesildiği için çıkartılan af yasasına itiraz etti.

MHP Trabzon eski Milletvekili Orhan Bıçakçığlu da yaptığı açıklamada, 'Rahşan affı' sırasında İsa Armağan ve Haluk Kırcı'nın aftan yararlanması için verdiği önergenin, kendi partisi MHP tarafından engellendiğini savunarak, "Üyesi olduğum hükümet milletvekilliğimin düşmesini istedi." dedi.

Bıçakçıoğlu, 12 Eylül darbesinin gerçek mağdurlarının ülkücüler olduğunun ortaya çıktığını ifade etti. Bıçakçıoğlu, yüksek yargının ülkücülere karşı çifte standart uyguladığını ve hala 30 yıldır cezaevinde yatan ülkücü olduğuna değindi... şimdi verdiğim bu kısa bilgilere siyasetçilerden en son Alparslan Türkeş'in tahliye edilmesi bilgisini de ekleyerek, hangi vicdan sahibinin 12 Eylül cuntasının ülkücüleri koruduğunu idda edebileceğini sormak isterim.

Necati Koçak
Necati Koçak - 2 hafta Önce

O zamanlar görev yapan Başkanlarımız, Musa Serdar Çelebi, Ali Batman, Ramiz Ongun, Türkmen Onur, Cevat Saraç, İhsan Öner, Mustafa Karahan, şu anda isimleri aklıma gelmeyen diyer Başkanlarımız nelere katlandılar, hatta vatandaşlıktan çıkalımmı ,çıkmıyalımmı diye oylama yapıldı. Bu dava için bir saat bile hizmet eden herkese teşekkür etmeli, ben onlara hem teşekkür hemde, hemde Allah razı olsun diyorum.

Veli Tongel
Veli Tongel - 2 hafta Önce

Hala bu kadar entellektuel donamina ragmen subjektif cikarsamalardan uzak duramuyorsun. Oysa analitik yanini guclu oldugunu biliyorum. Bir kere terimleri kullanmada hatalar icindeyiz. Solcuları "her fraksiyon icin söylemek dogru degil"
SSCB kucagina atmak veya Turkiyeyi bu paktin bir parcasi yapmak.... Yillarca CIA nin projelerinin bir parcasi olan milliyetci hareket partisi ve ulkuculeri vatansever gostermek gaflettir. Derin akil her kesimi kullandı ve askeri operasyonu da dizayn eden herseyden haberi olan CIA yes our boys have done cigliklari atarken ....darbe
demokrasiyi ve kurumlarini tsrumar ederken hala naif tutum icinde ulkuculerin devlet tarafindan sahip cikilmadigi duygusal soyleminde obsessiv sekilde kalirsaniz ..... Alparslan Turkesi ve kadrosunu fetisist bir sekilde kūltlestirirseniz dogmatizmin girdabinda kalirsiniz. Nostaljik soylemler yerine metodik ve analitik bir yazi olurdu yazik ki bu nitelikten cok uzak

A.Yalçın YILDIRIM
A.Yalçın YILDIRIM - 2 hafta Önce

"Uǧruna can verdikleri devleti darbeyle ele geçirenler, ülkücüleri, ‘Türkiye’yi Sovyetlere peşkeş çekmek isteyenlerle’ aynı kefeye koymuşlardı. Bunu bir türlü anlayamamışlardı."
Veyis bey; Asker "darbeyle devleti ele geçirmiyor." Milli iradeyi temsilden uzaklaşan sivil iradeye biraz istirahat et deniyor! Askerin müdahalesinin esasen dış neden olduğu, " Batı ekseninden ( nato'dan) doğu eksenine ( varşova) kaymasını engellemek, Afganistanlı başlayıp, iranlı devam eden eksen kaym arası ve rejim değişikliğin Türkiye ile devamına dur demeK.
"Komünistlerle, ülkücülerin " aynı çuvalla duruşmalarına hala anlayamadıksa " devlet aklını" hala çözememişiz demektir. Bu şu demek oluyor! Komünistleri yönlendiren Derin Varşova ise; milliyetçileri yönlendirende Derin Nato' dur. Devlet aklı diyorki; ikiniz aklınıza çelen ve yönlendirenler ve birbirinize kırdıranlar biz değiliz. Aşırı şiddet ve zulaları devlet izine nüfuz eden derin yapılarda kriptolarda aramalı. Mesela Fetö gerçeği gibi...

banner647

banner646

banner814

banner559